Hrant DİNK’in öldürülmesi ile DTP Diyarbakır İl Başkanı’nın tutuklanması arasında ne tür bir ilişki var? İlk bakışta “Ne alaka?” dedirtecek türden bir yaklaşım olsa da, son günlerde ülkemizde gelişen olaylara biraz daha dikkatli bakılırsa ikisi arasında oldukça yakın bir ilişki olduğu görülecektir.
OLAYLAR
Hepimizin bildiği gibi Hrant DİNK cinayetinden birkaç gün sonra Samsun Emniyetinde Ogün SAMAST’a ne tür pozlar verdirilerek fotoğraflarının çekilmiş olduğunu gördük. Peşinden zanlıyı bu cinayete azmettiren kişinin bu işi milliyetçilikle nasıl bağdaştırdığını açık seçik izledik. Yetmedi, bu kişi kameralar önünde “Orhan PAMUK akıllı olsun” diyerek, Ermenileri katlettiğimizi iddia eden Orhan PAMUK’a ve hepimize anlayacağımız bir şekilde mesajını gönderdi. Arkasından “Hepimiz Ermeniyiz” ona karşılık olarak “Hayır Ermeni değiliz, Türküz” söylemleri birbirini kovalamada gecikmedi. Burada hangi söylemin doğru hangi söylemin yanlış olduğunu tartışmak istemiyorum. Vurgulamak istediğim şey yükselen milliyetçilik duygusu sadece.
Gelelim DTP Diyarbakır İl Başkanının sözlerine. Ne demişti bu şahıs bir hatırlayalım. “Türkiye Cumhuriyetinin Kerkük’e yapacağı bir hareketi Diyarbakır’daki Kürtler kendilerine yapılmış kabul eder.” Bu sözlerinin ardından bu kişi hakkında derhal yasal işlemler yapıldı ve tutuklandı. Şimdi bu kişi mahkemeye çıkarılacak ve büyük ihtimalle hapis cezası alacak. Konumuz bu adama ne yapılacağı veya ne yapılması gerektiği değil. Burada da vurgulamak istediğim husus, bu kişinin sözleriyle birlikte içimizde biraz daha kıpırdamaya başlayan milliyetçilik duygusu.
Bu olaylar henüz soğumadan bu sefer de karşımıza Kenan EVREN’in ülkeyi 8 eyalete ayırmayı düşündüğüve rahmetli Turgur ÖZAL tarafından Mecliste engellenen tasarısı sürülüyor önümüze. Yine yukarıdaki olaylara benzer bir şekilde ülkemizin üniter yapısı ve bölünmez bütünlüğü hakkındaki düşüncelerimiz beynimizden gelip geçiyor ve milliyetçilik duygumuz biraz daha kabarıyor.
SİYASET
Şimdi olaya bir de siyaset penceresinden bakalım. Farkındasınızdır, son 1-2 aydır önümüzdeki seçimlerde iktidar olması veya Meclise girmesi muhtemel siyasi partilerde milliyetçilik duygusu ön plana çıkıyor. Bu partilerin her biri kendisinin diğerlerinden daha milliyetçi olduğu iddiasında ve bunu kanıtlama peşinde.
Herkes bilir ki, ülkemizde milliyetçi kesimin oyları ortalama % 10-12 civarındadır. Bu oyların oranı zaman zaman değişse de genellikle bu seviyelerde seyreder. Şimdi burada benim merak ettiğim husus şudur:
1- Acaba neden siyasi partiler % 40 lara varan oranlardaki karasızların değil de, % 10-12 civarında olan milliyetçi oyların peşindedirler?
2- Hepsi birden büyük pastayı bırakıp, daha küçük gibi görünen pastanın peşine düşmüşlerdir?
3- Yoksa amaç kararsız oyları milliyetçi düşünceye sevk edip bu şekilde daha fazla oy toplamak mıdır?
Bunun cevabını vermek çok zor ama olayların birbiri ardına gelişmesi, bana kalırsa üçüncü sorunun cevabını daha çok merak edilir bir hale getirmektedir. Bu da işin bir başka yönüdür.
TEZGAH
Konuyu şöyle bir toparlayacak olursak, birilerinin Türk Milliyetçiliği fikrini yaygınlaştırmaya çalıştığı aşikardır. (Bu kişiler siyasi partiler değil. Onlar oy peşinde bunu özellikle belirtelim.) Fakat bu, insanlar üzerinde sadece yaygınlaştırma şeklinde değil, daha derin bir şekilde, belki de ırkçılık seviyesine sürükleme anlamında bir çalışmadır. Ülkemizin güneyinde kurulmaya çalışılan bir devleti ve ABD ile Avrupalıların anlaşılmaz bir şekilde sürekli gaf yaparak!! buradan Kürdistan diye bahsetmeleri göz önüne alındığında, aşırı milliyetçilik ya da ırkçılığın esasında kimlere karşı geliştirilmeye çalışıldığını anlamamak imkansızdır.
MİLLİYETÇİLİK
Milliyetçilik yeryüzündeki bütün insanlarda, Afrika’daki en küçük kabilelerden, gelişmiş büyük devletlerde yaşayan hemen hemen herkeste az ya da çok ama mutlaka bulanan bir duygudur. Farklı farklı tanımları yapılabilir ama özünde milletini, devletini, bayrağını sevmek ve bu değerleri yakın ya da uzak her türlü tehlikeye karşı daima korumaya çalışmaktır. Fakat bu yapılırken halkın bir bölümüne karşı topyekün cephe almak, milliyetçilikten ziyade ırkçılığın öne çıkmasıdır ki, bir ülke halkının kendisine yapabileceği en büyük kötülük de bu olsa gerektir. Çünkü milliyetçilikte öne çıkan düşünce vatan sevgisi iken, ırkçılıkta öne çıkan düşünce düşmanlık ve nefrettir.
Komşumuz Irak’ın emperyalist devletler tarafından sözde demokrasi ve refah vaadiyle işgal edilmesi ile birlikte ülkemiz de çok hassas bir döneme girmiştir. Komşumuz parçalanma tehdidiyle yüz yüzedir. Bu aşamada kurulması düşünülen Kürdistan devletini teşkil edecek halk ile ülkemizin güneydoğusunda yaşayan halk arasında temeldeki etnik köken kullanılarak bir bağ oluşturulmaya, bununla birlikte milliyetçi duygularımızın adeta körüklenerek neredeyse ırkçılık seviyesine çekilmesi çabalarıyla toplumumuzda nifak tohumları ekilmeye çalışılmaktadır. (PKK nın terörden ziyade buradaki asıl misyonunu da iyi düşünmek gerekir.)
EMPERYALİZM
Hangi etnik kökenden olursa olsun, Türküyle, Kürdüyle, Ermenisiyle, Çerkeziyle, Rumuyla, Göçmeniyle toplumun bütün kesimlerinin bu tehlikeye karşı son derece duyarlı olması, kimsenin kimseye düşman gözüyle bakmaması, Türkiye Cumhuriyetinin bugünlere her koşulda birlik ve bütünlüğünü muhafaza ederek geldiğinin unutulmaması gerekmektedir. Yeryüzünde başka Türkiye Cumhuriyeti olmadığına göre yapılması gereken de zaten bu değil midir? Emperyalizm bir bölgeye giderken, gittiği yeri geliştirmeye, kalkındırmaya, refah seviyesini artırmaya gitmez. Onun amacı sadece sömürmek, parçalayarak hükmetmek ve var olduğu sürece o bölge halkını kendisine mahkum ettirmektir. Bunu aklımızdan çıkarmayalım.
SONUÇ
Milliyetçilik iyidir ama aşırısı ve ırkçılık seviyesine yükselmesi tehlikelidir. Bizi bu tehlikeli yola sürüklemeye çalışan gerek iç ve gerekse dış güçlere karşı nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini iyi bilelim. Üniter bir devletin, ancak üniter bir halk ile var olabileceğini unutmayalım. Gelecekte zuhur edecek olaylara bir de bu pencereden bakalım.