bitlikirpi - kafama göre, canım nasıl isterse...

9/5/2007

Yabancı dille eğitim kurbanı öğrencilere öğütler

Arkadaşım Bakkal Ali, birkaç yıl önce bir gün, üzülerek sıkılarak "Ah, sorma hocam, başka okul bulamadık, bizim Osman'ı Anadolu Lisesi'ne verdik." dedi. Halbuki kendisi, yabancı dille eğitimin ne mene bir saptırma; ihanet derecesine varan, ulusu câhil, düşünemez, bir de kimliksiz bırakma oyunu olduğunu iyi bilenlerdendi. Öyle ya, dünyanın, birkaç, iyice sömürgeleşmiş ülkesi hâriç hiçbir yerinde, kendi, çoğunluğun anadili olan resmî dilinden değil de bir yabancı dilden eğitim yapma diye bir düzen yok. Üstelik böyle bir "yabancı dil öğretme" yöntemi de yok. Niye mi? Elbette yok: İnsan aynı anda hem bir yabancı dili, hem de örneğin fiziği, kimyayı öğrenebilir mi? Sakın dış ülkelerde "Biz böyle öğretiyoruz" demeyin. Gülerler adama. Hem de zaten sıfırlatılmış ulusal itibârımız iyice beş paralık olur.


ANADOLU LİSELERİNDEKİ AZAP
Birkaç ay sonra Osman'a rastladım. Osman, babası gibi çok zekîdir. Her şeye aklı erer. Ama baktım, üzgün, perişan. "Hayrola Osman" dedim. "Neyin var?"
Çocukcağız, "Anatolia (Roma İmparatorluğu'nun eski eyaletinin, sömürgesinin adı) Lisesi"nde derslerden çakıp duruyormuş. "Tarzan dilindeki derslerde ne hoca anlattığını anlıyor, ne biz bir şey anlıyoruz". "Fen konularına merakım vardı, şimdi tamamıyla soğudum. Nefret ediyorum." Okul olmuş bir azap. Üstelik çocuk kendisini, ulusal kimliğinden hızla arındırılmak için içine sokulduğu, bunaltıcı sıcak, arada üstüne özel kimyasal maddeler püskürtülen bir arıtma tesisine, "küresel kıraliyetçilerin" ülkeye hediyesi bir beyin yıkama hamamına girmiş gibi hissediyor.


ÖNCE TÜRKÇE DERS KİTABI
"Osman", dedim; "o işin kolayı var. Sen canını üzme. Şimdi git, okuduğun dersin muadili Türkçe bir ders kitabı bul (tabii bu artık kolay olmayabilir; artık sahaflara mı bakacaksın, ne yapacaksan. Çünkü, bir yandan Batı'nın küresel kıraliyetçileri etnikçi eğitim lâfları karıştırırken, Türkiye'de Türkçe ile eğitim nerdeyse kalmadı). Türkçesinden fizik mi, matematik mi iyice bir çalış. Gayet güzel ve derinine konuları anlayacaksın. Bol bol da alıştırma meseleleri çöz. Ancak böylece konu beynine mâl olur; yoksa ezberle bir iş olmaz. Ondan sonra, konuyu iyice bilince, yabancı terimlerini öğrenmen birkaç günlük bir uğraşıdır. Gider o ezbercilik, Tarzanca sınavlarını yapıverirsin, olur biter. Öbürlerinden farkın: onlar yalnızca birkaç kelime Tarzanca ezberlemişlerdir. Sen ise konular üzerine düşünebiliyor, sorgulayabiliyor, çözüm üretebiliyor olacaksın. Haydi bakalım."
Aradan bir yıl kadar geçti. Meğer Osman bizim sözleri ciddiye almış; dediğim tarzda çalışmış. Bir de baktık, Osman okul birincisi. Gençler, öğrenciler, kendi ülkesinde yabancılaştırılan, yabancı dayatmacıların, onların yerli maşalarının kurbanı küçük kardeşlerim: Size de aynısını öneririm.


SESSİZ DİRENİŞ HAREKETİ BAŞLAMALI
Tabii burada genel bir ilke var: Öyle veya böyle fethedilmiş, tepesine binilmiş bir ulus nasıl bir savaşıma yönelebilir? Kalelerine, ulusal kurumlarına, fabrikalarına, tersanelerine, limanlarına, topraklarına, ve de yabancı oyunlarına karşı bir ülkeyi koruması gereken "bağışıklık" dizgesine girilmiş bir ülkede sessiz ve akıllıca bir kurtuluş savaşına, onun için de önce bir direniş hareketine ihtiyaç vardır. Türkçe'nin yok edilmesi, halkımızın eğitimsiz, becerisiz ve düşünemez kılınması, ulusal kimlik ve egemenliğimizin elimizden alınması iç ve dış düşmanlarca dayatılıyorsa; ilk yapacağımız iş, her birimizin sessiz direniş hareketine başlaması, dolaylı yollardan Türkçe'mizi, ulusal kimlik ve kültürümüzü, dolayısıyla çocuklarımızın geleceğini koruma altına almamız olacaktır.


ÖĞRENİM VE EĞİTİMDE TÜRKÇE
Okullarda, evrenkentlerimizde (üniversitelerde) Türkçe ile eğitim ve bilim yasaklanıyorsa (adı henüz öyle olmasa bile, şimdiden fiilen öyle), her birimiz, öğrencimiz, velimiz, öğretim üyemiz sessiz direnişle el altından öğrenimini, öğretimini, Türkçe ile yapacak, yaptıracak. Öğretim üyeleri Türkçe ders kitapları yazacak, "sistem dışı" yayınlatacak, okutacak. Yabancı dil öğrenmek isteyenler; yazları, akşamları yabancı dil kurslarına gidin, yeteri kadar öğrenin. Unutmayalım, hepinizin mesleği tercümanlık, otellerde kabul memurluğu olacak değil ya. Ağırlığı, bir meslek, en azından geçer akça bir zanaat öğrenmeye verin. Herkes ciddi matematik (gerçek bilim dili bu; Tarzanca değil), bilgisayar yazılımcılığı öğrensin; üretici, yaratıcı, kendine güvenen onurlu gençler yetiştirelim. Uzun vâdede, tarihin derinliklerinden süregelen Avrasya Türk varlığının devamı ve hatta gittikçe güçlenerek yaşaması böylece teminat altına alınacaktır.

Oktay SİNANOĞLU



24/4/2007

E-5 kapalı abi, TEM’den uçalım!

Bilim kurgu değil gerçek... Uçan halıya değil; ama uçan otomobile binmeye hazır olun! Hollandalı birkaç girişimcinin fikri, yatırımcıların hoşuna gitti. Herşey yolunda giderse E-5’te trafiğe takılmadan TEM üzerinden uçacağız.

Hollandalı girişimci John Bakker, Hollanda Havacılık Laboratuvarı (NLR) ile altı yıldır yaptığı çalışmanın ardından, ilk uçan otomobilin seri üretimini yapmak için kolları sıvadı. PAL-V Europe isimli bir şirket kuran Bakker, yönetici kadrosunu oluşturdu. Şirket, yeni yatırımcıları bünyesine katarak, birkaç yıl içinde, Henry Ford’dan bu yana hayali kurulan uçan araba fikrini ete kemiğe büründürmek için start verdi. Altyapısı uygun ülkelerde kullanıma sokulacak uçan arabalar, inanılmaz ölçüde zaman tasarrufu sağlayacağı gibi ulaşım güvenliğini de artıracak. Planı açıklamasıyla birlikte şirkete daha şimdiden talep yağmaya başladı. Özellikle polis, savaş bölgelerinde faaliyet gösteren yardım kuruluşları, büyük şirketler ya da tamamen eğlence meraklıları uçan araba için sıraya girdi. Projede, Bakker’ın yanı sıra Philips’te bir dizi teknolojiyi başarıyla hayata geçiren Robert Dingemanse ve Tacstone danışmanlık firmasından Jim Emanuels de bulunuyor.

PAL-V’nin şehirleri yaşanmaz hale getiren trafik sıkışıklığına çözüm olması bekleniyor. 3 tekerlekli ve motosiklet kıvraklığındaki yapısı ile karada esnek manevra kabiliyeti sunması beklenen araçlar, ticari uçuşların alt sınırı olan bin 500 metreden yukarısına çıkamayacaklar. Çevre dostu araba motoru ve pervane sistemi ile donatılan araba, klasik arabalar gibi benzinle çalışabildiği gibi biodizel ya da bioetanol ile de çalışabilecek ve hem karada hem de havada saatte 200 km yapabilecek. Helikopter gibi çok kısa mesafelerde inip kalkabilecek olması ise en büyük avantajı olacak. 70 desibelden daha az gürültü çıkardığı için, helikopter gibi ortalığı sarsmayacak olan uçan arabalar, havada motorunun durması söz konusu olması durumunda, dikey dalışa geçmeyeceği için, planör gibi süzülerek yere de inebilecek. Uçan arabaları uçurmanın yasal yolu ise uçak ve helikoptere nazaran daha kolay. Tam olarak hava taşıtı sayılmadıkları için, pilot lisansı gerekmiyor. Avrupa ve Amerika’da, uçan arabaların, GPS teknolojisi kullanarak güvenle uçabilecekleri hava koridorları oluşturulabilmesine dönük çalışmalar ise halen devam ediyor.

Ne kadar güvenli?

Otomotiv ve havacılık sektörlerinin kullandığı son teknoloji ile geliştirilen PAL-V, gyrocopter teknolojisi sayesinde havada iken, tamamen motoru dursa bile, güvenle yere inebiliyor.

Gökyüzünde ne kadar uçan arabaya yer var?

Her isteyene yetecek kadar var. Bilim-kurgu filmlerindeki gibi, gökyüzünde aynı anda birçok uçan arabayı aynı anda görebileceğiz. Bunlar, tıpkı şu an karayollarında navigasyon teknolojisi kullanan araçlar gibi, NASA (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) tarafından geliştirilen HITS programını kullanacaklar. Söz konusu program, gökyüzündeki araçların, sanal koridorlarla güvenle uçmasını ve iniş kalkış yapmasını düzenliyor. Program, aynı zamanda çarpışmaları önlemek için radarla da desteklenecek.

Her yere inip kalkmak mümkün mü?

Evet, telefon kablolarının ya da benzer engellerin olmadığı 100 metrekarelik her alandan iniş kalkış yapmak mümkün olacak. Bunun için özel heli-port’lar yapılması düşünülüyor. Halen Hollanda’da bu türden 50-60 heli-port’un lobisi yapılıyor. Hayata geçirilirse, her 15 kilometrede bir heli-port olacak.

Ne tür bir ehliyet gerekiyor?

Teorik bir sınavın yanı sıra, bir uzman eşliğinde 20 saate varan dersler alacaksınız. Başarılı olursanız, uçan araba lisansı alabileceksiniz. Tüm bu sürecin 2 bin 500 Euro’luk bir faturası olacak.

Uçan arabayı ne kadara satın alabilirim?

Şu an belli bir fiyat tespit edilmedi. Standart malzemelerin kullanılması ile hem satış hem de bakım fiyatının en alt seviyede tutulmasına çalışılacak. Bununla birlikte kesin fiyat, pazara giriş tarihi olan 2009’daki rekabet ve talep oranlarına göre belirlenecek. Araç, oldukça hafif olduğu için, aynı zamanda vergisi de uygun olacak.

 

Buradan alıntıdır.

 

23/4/2007

Hızlı Trende Deneme Sürüşü Başladı

Türkiye'nin ilk hızlı treni, Ankara-Eskişehir arasında deneme seferlerine başladı. Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi'nin ilk etabını oluşturan Ankara-Eskişehir hattının deneme seferi, İtalya'dan kiralanan 3 vagon ve 2 makinadan oluşan setle gerçekleştiriliyor.

Deneme seferleri başlangıçta düşük hızlarla yapılacak. Denemelerde ölçüm ve test sonuçlarında elde edilen bulgular doğrultusunda hız artırımına gidilecek. Hızlı tren deneme seferleri, 206 kilometre olan Ankara-Eskişehir hattında 250 kilometre hıza ulaşıncaya kadar sürecek. Böylece, yıl sonuna doğru yolcu taşımacılığı başladığında hızlı trenle Ankara- Eskişehir hattı 1 saat 15 dakikada alınabilecek.

Hızlı treni ilk seferinde yurt dışından gelen makinistler kullanıyor. Ancak, TCDD Genel Müdürlüğü'nün İspanyol CAF firmasına sipariş verdiği 12 adet hızlı tren setini kullanma görevi, eğitimden geçirilecek TCDD makinistlerinde olacak.

Başlangıçta Ankara-Eskişehir hattında çalışacak hızlı trenlerin yıl sonuna doğru yolcu taşımacılığına başlaması hedefleniyor. Türkiye, seferlerin başlamasıyla hızlı tren kullanan dünyanın 8, Avrupa'nın 6 ülkesinden biri haline gelecek.

KÖŞK SEÇİMİNİN GÖLGESİNDE KALINCA

Daha önce 23 Nisan'da törenle kamuoyuna duyurulması arzulanan hızlı tren test sürüşü denemesi, "Cumhurbaşkanı kim olacak?" tartışmalarının gölgesinde kalınca, yetkililer ilk denemeleri gizli yapmayı kararlaştırdı. Türkiye'nin 30 yıllık hızlı tren macerasında, 'canlı yayın' test sürüşü ileri bir tarihe alındı.

Devlet Demiryolları (TCDD) yetkilileri konuyla ilgili, "Biz test sürüşlerine 23 Nisan'da başlıyoruz." derken, İtalya'dan kiralanan hızlı tren setinin, neden 'gizlice' getirildiği yönündeki soruya, "Sürpriz yapmak istedik. Ama demek ki basından gizleyememişiz." cevabını verdi.

 

Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Bu aşağıda gördüğünüz flash animasyonu da ben kendim hazırladım. Ülkemize gelecek olan hızlı trenin birebir aynısı. :)

9/4/2007

Küresel ısınma tuzak mı?

Eğer bir konu medyada çok işleniyorsa, hatta bütün dünya gündemini çok meşgul ediyorsa ve insanlara bir şey empoze edilmeye çalışılıyorsa bunun altında mutlaka bir bit yeniği vardır. Çoğu zaman bu şüphelerimde haklı çıkmışımdır.

 

Son zamanlarda bildiğimiz gibi günün modası Küresel Isınma. Moda aldı başını gidiyor. TV lerde, medyada, başka yerlerde Irak savaşından sonra en çok işlenen konuların başında geliyor Küresel Isınma.

 

Uzun zamandır diyordum ki bu işte bir bokluk var. Bu konunun bu kadar çok işlenmesinin altında başka bir şey yatıyor. Bununla ilgili nette bir araştırma yaparken çok güzel bir makale ile karşılaştım. Herkesin okuması gereken bir yazı. Lütfen 5 dakikanızı da bu konuya ayırın.

 

Yazıyı okumak için tıklayın

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6338

 

5/4/2007

Marş yok, cihaz yok, ses yok...

Zaman Gazetesinde yazan bir habere göre Eskişehir de ilginç bir olay gerçekleşiyor. Türkiye Emekli Subaylar Derneği 23. kuruluş yıldönümü nedeniyle Eskişehir de Atatürk anıtında tören düzenleniyor. Tören başlıyor, konuşmalar yapılıyor. Bitti hadi artık dağılıyoruz derken oradan bir bayan şöyle diyor: Efendim saygı duruşunu ve İstiklal Marşı'nı okumayı unuttuk. Yapmayın ya falan derken Başkan çıkıyor "Arkadaşlar saygı duruşunu ve İstiklal Marşı'nı okumayı unutmuşuz" diyerek üyeleri uyarıyor. Geri baştan saygı duruşu yapılıyor. Bu sefer de bir gazeteci çıkıyor: E bu sefer de İstiklal Marşı'nı okumadınız diyor. Başkanın cevabı çok ilginç. "Efendim yanımızda ses cihazımız falan yok. Bu nedenle marş okumadık."

 

Bak bak... Paşam ses cihazın yanında değil. Peki sesinde mi yanında değil? Herkes kendi sesiyle okuyamaz mı bu marşı? Başkası yapsa ortalığı velveleye verirler. Artık kafaları dalgındı herhalde diyorum. Artık kafaları da niye dalgınsa onu da bilmiyorum.

 

Yazının tamamı burada. http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=523733

 

 

 

« Önceki ::