Mahşer yerinin sıkıntıları
İmam Gazali, Ayet-i Kerimelere ve Hadis-i Şeriflere dayanarak mahşer yerinin sıkıntıları hakkında şunları söylemiştir:
“Sonra da bütün yer ve gök ehlinin mahşer yerinin izdihamını düşün. Melekler, cin, insan, şeytan, vahşi ve ehli hayvanlar, kuşlar hep bir arada toplanmış. Sonra güneş, bütün sıcaklığı ile tepelerine yaklaşmış, bir de Arş’ın gölgesinden başka gölge yok. Orada da mukarrebler gölgelenir. Arş’ın gölgesinde gölgelenen ile güneşin harareti altında kalan bir olur mu?
Sonra insanların birbirlerine girmelerini, gizli işlerinin açığa çıkması ile meydana gelen utanç ve rezilliklerini, Allah’u Teala’nın huzuruna çıkmaktaki perişanlıklarını düşün. Bir aradaki sıkışık durumları, güneş ve nefes sıcaklıkları, utanç ve korku ile gönül ateşlerini düşün. Bu durumda her kılın dibinden akan terleri, bunların mahşer yerine akışları ve bu terlerin bedenlerine doğru yükseldiğini, herkesin isyanına göre terlere gark olduğunu; kiminin dizine, kiminin göğsüne, kiminin boğazına kadar terlere battığını ve hatta bir kısmının ter suları içinde kaybolacak duruma geldiğini düşün.”
MAHŞERDE BEKLEME MÜDDETİ
Mahşer yerinde bekleme müddeti hakkında muhtelif rivayetler vardır. Bir rivayete göre kırk yıl insanlar bekleyecek, Cenab-ı Hak hesabı görmeden bütün insanları öylece bekletecektir. Bir rivayete göre üç yüz yıl, bir rivayete göre ise elli bin sene bekleyecektir. Bekleme müddeti ile ilgili İmam Gazali’nin Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i Şerifler ışığında yaptığı değerlendirmeye göre:
“Gözleri göklere dikilmiş, kalpleri parçalanmış olduğu halde kimse ile konuşmadan ve kimsenin işine bakılmadan mahlûkat, yemeden, içmeden ve hava almadan üç yüz yıl bekleyecektir.”
“Büyük bir günde alemlerin Rabbi olan (Allah’ın hükmü) için insanların (kabirlerinden) kalkacağı günde (Muhaffifin: 5-6)
Abdullah bin Ömer diyor ki: Resul-u Ekrem bu Ayet-i Kerimeyi okuduğu vakit, “Okları raflarına istifli olarak dizdikleri gibi, Allah-u Teala’da sizleri mahşer yerine toplayıp elli bin sene bekleterek yüzünüze bakmadığı vakit haliniz nice olur.” buyurmuştur.
“Ne zaman ki elden dermandan kesilir, artık sıkıntıları son haddine varırsa, kendileri için şefaatçi aramak üzere birbirleriyle konuşmaya başlarlar. Hangi peygambere başvursalar “Beni bırakın, ben nefsimle meşgulüm, kimseye bir şey yapamam. Rabbimiz bugün öyle gadaplıdır ki, bugüne kadar hiçbir vakit böyle gadap göstermemiştir” der. En nihayet Resul-u Ekrem Allah-u Teala’nın izin verdiği kimselere şefaat eder. “
Haşir meydanındaki bu bekleme müddetinin uzunluğu amellere göre değişmektedir. Kâfirler en uzun zaman beklerken, müminler amellerinin durumuna göre bekleyeceklerdir. Salih amel işleyen müminler içinse bu bekleme müddeti farz namaz kılmaktan daha az bir zamandır.
Bekleme müddetinin elli bin sene olduğunu bildiren Peygamberimize Sahabeler “Bu ne uzun zamanmış Ya Resulullah” dediklerinde, Peygamber Efendimiz “Nefsim kudreti elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, o günün sıkıntıları mümine öyle hafifletilir ki, bir farz namazı kılmaktan daha hafif olur” demiştir.
Allah o gün cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Amin.
0 yorum yazılmıştır